Sicilya’da, Etna Dağı’nın da pek yakınında bir kestane ağacı var. Bu, sadece bilinebilen en eski kestane ağacı değil, öyle sanılıyor ki Avrupa ağaçlarının da en eskisi. Yaşı hakkında 2000 diyen de var, 4000 diyen de. Okuyup, anlayabildiğim kadarıyla bir ağacın yaşını, 2000′in üstündeyse tahmin etmek zor. Benim bir kısacık ömrüm ölçeğiyle, algılamam çok zor zaten aradaki 2000 yıllık zaman farkını. Bir ağacın büyümesi, yaşı ilerledikçe yavaşlıyormuş. Şimdilerde ne kadar yavaş ki?
Bu kestane ağacının adı “Yüz At/Atlı” (Castagnu dê Centu Cavaddi). Zira Aragon kralının kızı, tam da bu bölgeden geçerken bir söylentiye göre bir fırtınadan, bir diğerine göre de Etna’nın hışmından kaçıp, bu ağacın altına saklanıyor yüz adamıyla. Ağacı da dev gibi gövdesi altına girilebilecek bir ağaç gibi canlandırmayım gözünüzde. Beş ayrı gövdesi var. Önceleri sanmışlar ki, ayrı ağaçlar zaman içinde bir araya gelmiş, sonra anlaşılmış ki, bu beş gövde aslında bir kökte birleşiyor. Yani, altına girip saklanırsanız, sizi sahiden koruyacak türden bir barınak gibi bu ağaç aslında. Ağacın payına ad olarak kalan da elbette altına kaçıp saklanan köylülerin hikâyeleri değil, öte tarafta bir prenses dururken.
Benim için ağacın yaşı, büyüklüğü, şekli şemali de çok güzel, yine de esas olan bazı ağaçların etraflarına sarılmış tutunan hikâyeleri. Halk hikâyelerinde ağaçlar uyuyor, uyanıyor, ağaçlar insanları felaketten koruyor, yol gösteriyor kaybolduklarında, dile gelip konuşuyor, küsüp susuyor. Adı belli olmayan köylüler de böylelikle yaşıyor, ben de nicedir peşlerinden koşuyorum.
Aşağıda satılık, tarihi belirsiz bir gravürü var ağacın. Onun altında da 1871′de Nature dergisinin 4. sayısında yayınlanmış kısa bir bilgi. Burada da renkli bir fotoğraf.
Düşünüyorsa, ne diyecek bir ağaç iki bin yıldan sonra? “Her gün hep aynı şeyler, yaşamak yine de güzel” mi?

